default-logo

FEMUR KIRIĞI (UYLUK KEMİĞİ KIRIĞI)

Femur, üst ucunda kalça ve alt ucunda diz eklemine katılan vücuttaki en büyük, en ağır ve en sağlam kemiktir. Femur cisim kırıkları vücudumuzdaki uzun kemik kırıkları içinde en sık görülenlerden değildir ancak yüksek enerjili travmalar ile meydana gelmeleri, 2-3 üniteye varan kan kaybıyla birlikte olmaları, uzun süreli tedavi ve işgücü kaybına sebep olmalarından dolayı ciddi kırıklardır. 25-65 yaşları arasında sıktır.

Femur kırığının tanısı şiddetli ağrı, kısalık ve deformite nedeniyle kolaydır ancak yine de kırık tipini, yerini ve tedavi şeklini belirlemek için röntgen şarttır.

Fizik muayenede önemli olan femur kırığını tanımaktan öte eşlik eden travmaları tespit edebilmektir. En önemlisi bütün dikkati mevcut bu kırığa verip %30 gibi ciddi bir sıklıkla atlanan ek bir kırığı örneğin kalça kırığını atlamamaktır. Diğer taraftan diz muayenesi de ihmal edilmemelidir. Femur kırıkları ile beraber dizde effüzyon (şişlik-sıvı toplanması)sıklıkla gelişir. Bu effüzyonun basit bir sinovite mi bağlı yoksa bağ ya da menisküs yaralanması, kıkırdak hasarı mı olduğu ayırt edilmelidir. Femur kırığı ile beraber diz muayenesi zordur. Şüphede kalınıldığında MR tanıda yardımcı olabilir. Bu yapılamıyorsa femur kırığı için cerrahi yapılırken anestezi altında muayene ya da artroskopik muayene düşünülebilir. Bazı çalışmalarda femur kırığı cerrahi tedavisinden sonra aynı anda artroskopi yapılan hastalarda eşlik eden menisküs yırtıkları görülme sıklığı %50 bulunmuştur.

Tedavide konservatif ve cerrahi alternatifler mevcuttur. Konservatif tedavi erişkin femur diafiz kırıklarında bugün için nihai tedavi yöntemi olmamakla birlikte tarihsel önemi vardır.

Konservatif tedavi denilince akla cilt veya iskelet traksiyonu ve radyolojik kallusun görülmesini takiben alçı uygulaması gelir.

Femur kırıklarında iskelet traksiyonunun nihai tedavi olarak uygulandığı yıllarda hasta kaynama belirtileri görülünceye dek yatakta tutuluyordu. Bu süre minimum 6 haftayı buluyordu. Takiben hip spika veya pelvipedal alçı (bütün bacak ve kalçayı da içine alan alçı şekilleri ) uygulanıyordu. 3-6 ay kadar da alçıda kalıyordu. Bu yöntemle %30 geç kaynama, ortalama 3cm kısalık, rotasyonel deformiteler, %50 dizde hareket kısıtlılığı gibi komplikasyonlar sık görülüyordu. Bu nedenlerden dolayı günümüzde pek tercih edilmemektedir.

Cerrahi tedavi alternatifleri arasında; eksternal fiksasyon, plak vida ile osteosentez ve intrameduller osteosentez sayılabilir.

Eksternal Fiksasyon: Eksternal fiksatörlerin yaygın kullanımı 2. dünya savaşı ile başlar. Bu yöntem ile hem yeterli tespit sağlanır hem de açık kırıklarda yara bakımı rahat yapılabilir.Ayrıca kemik kaybı ile birlikte olan kırıklarda bacak uzunluğunu koruma, uzatma yapabilme gibi olanaklar sağlar. Bu olumlu yanlarının yanısıra hasta uyumu zorluğu, tel dibi enfeksiyonları, diz hareket kısıtlılığı gibi olumsuz yanları da vardır.

Plak Vida ile Osteosentez: 1960-70li yıllarda femur cisim kırıklarında rijid tespit ve erken hareket popularite kazandı. Ancak rijid tespit için o yıllarda gelişmiş olan teknik plak- vida idi. 1980lerde intrameduller çivilerin geliştirilmesiyle plak vida kullanım alanı oldukça sınırlandı. Plak vida ile tespit konservatif tedavinin getirdiği birçok komplikasyona çözüm getirmesine rağmen beraberinde yeni sorunlar getirdi. %10 lara varan plak kırılması, %10 lar oranında enfeksiyon riski, %5-10 kaynamama bu sorunlardan bazılarıdır. ,

Plak-vida uygulaması sonrası kırık hattı açıldığı için kırık hematomu (kırık sırasında kırık çevresinde oluşan kan birikintisi- bu kan birikintisi içinde kaynamayı sağlayan önemli kan elemanları bulunur) boşalır, kırık uçlarının dolaşımı bozulur. Bunlar enfeksiyon riskini artırır ve kırık iyileşmesini geciktirir.

Tekniğine uygun yapılmış plak- vida ile osteosentezde herhangi bir dış desteğe ihtiyaç duyulmaz. Kaynamanın tamamlanmasından sonra plağın çıkarılmasında acele edilmemeli, en az 2 sene beklenmelidir. Çıkarıldıktan sonraki 1 yıl içinde tekrar kırık gelişme riskinin olduğu unutulmamalıdır.

İntrameduller Osteosentez: İntrameduller çivilemenin babası Küntscher’ dir. İlk kullanılmaya başladığından bugüne kadar cerrahi teknik ve implant tasarımları oldukça ilerlemiştir.

İntrameduller çiviler biyomekanik olarak da üstün avantajlara sahiptir. Kemiğin içini doldurduğu için ve yük taşıma aksına yakın olduğu için daha stabildir ve kırılma riski çok daha düşüktür. Plak gibi yük taşıyıcı (stres shielding) değil, yük paylaşıcıdır (load sharing) dolayısıyla lokal osteoporoza ve kırık kaynamasında gecikmeye plak kadar neden olmazlar.

İlk çivilerin kullanımı ancak stabil kırıklarda mümkündü. Stabil olmayan parçalı kırıklarda rotasyon ve kısalmaya neden olduklarından kullanımları sınırlıydı. Ancak teknolojinin ilerlemesiyle çivilerin tasarımlar geliştirildi. 1981de kilitli çiviler kullanıma girdi ve bu sorunlar da çözüldü.

Femur diafiz kırıklarında güncel tedavi yöntemi halen intrameduller çivilemedir.